Özel “Kim yükselmeye layık ise Allah ona verir”

Tarih: 9 Mayıs, 2018
a a a

Türkiye’nin en büyük kitap fuarı olan Kocaeli Kitap Fuarı’nda yazar, şair ve okuyucu buluşmaları devam ediyor. Kocaeli Uluslararası Fuar Merkezi Karamürsel Alp Konferans Salonu’nda gerçekleşen konferansta Yazar Mustafa Özel, Para, Ulus ve Roman üzerine söyleşi gerçekleştirdi. Özel, manevi bir yapı, adil siyasi sistem ve verimli bir iktisadı yapıyla tüm sosyal sitemlerin yükseleceğini, Allah’ın adil olduğunu ve kimin yükselmeye layık ise Allah’ın o yükselmeyi ona vereceğini belirtti.



“HER ZAFER BAŞ DÖNDÜRÜR”
Mustafa Özel Kuran-ı Kerim’den bir ayet paylaşarak söyleşisine başladı “Sizin bir ayeti kerime paylaşmak işitiyorum. Çünkü benim için bu ayeti kelimeler insanlık tarihinin özetidir. Cenabı Allah buyuruyor ki; İşte şu günler biz onları insanlar arasında döndürüp dururuz. Bu ayetler Uhud savaşı akabinde indirilmiştir. Uhud savaşında biliyorsunuz, Müslümanlar rahat kazanabilecekleri bir savaşı kaybettiler. Çünkü başları dönmüştü, çok küçük bir kuvvetken büyük bir kuvveti yenmişlerdi. Her zafer baş döndürür. İnsanlık tarihi böyle yükseliş ve düşüşlerle doludur. Yükselmeden edemezsiniz, yükselmemeyi arzu edemezsiniz. Kişisel tavırlarınız farklı olabilir ama bir sistem bir organizasyon söz konusu ise mutla büyümek, yükselmek ve başarılı olmak istersiniz. Başarının da bir maliyeti vardır. Başarı Vertigo’ya yol açar. Vertigo baş dönmesi de demektir. Uhud’ta da baş dönmesi oldu, kişisel menfaatler ortaya çıktı ve okçular tepesi terk edildi. Bu iki muhabere sadece Müslümanların tarihini özetlemiyor. Bu İslam tarihini özetliyor. Bütün dünya tarihini özetliyor” dedi.

TARİH DÖNEMLERDE YÜKSELİŞİN SERÜVENİ
Mustafa Özel “Şöyle bin yıl geriye gittiğimizde, 1018 yılında dünya siyaset ve ekonomisinin, merkezi ve mihveri Çin’in doğu ve güneyi idi. Muazzam bir üretim potansiyeline sahipti Çin. İpek, porselen aklınıza ne geliyorsa. Sonra yükseliş yavaş yavaş Hint Okyanusunun güneyine kaydı. Bugün hala dilimizde olan bir söz ‘Bulunmaz Hint kumaşımısın mübarek’. Osmanlı döneminde servet Hint kumaşı ile ölçülüyordu. O kadar kıymetli idi. Sonra yükselme sırası Akdeniz’e geldi. Venedik, Ceneviz, Floransa ve diğer şehir devletlerinin o ticari faaliyetiyle 12. 13. 14. ve hatta 15 yüzyıla kadar Akdeniz’in yoğun ticari bir merkez olduğunu görüyoruz. 1500’ler 1600’lerde Kuzeye bir kayış oluyor. Avrupa’nın kuzeyi bugün ki Amsterdam, Rotterdam, Londra ve Liverpool taraflarına ekonomi ve ticaret kayıyor. Bu yükseliş 20. Yüzyıla kadar sürüyor. Bu modernliğin yükselişi diyoruz, kapitalizmin yükselişi diyoruz, Batı’nın yükselişi diyoruz. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra üstünlük Atlantik’in diğer yakasına geçiyor. Yani Amerika’nın yükselişini görmeye başladık. Tabi ki bu yükselişin tohumları daha öncelerden atılmıştı. Amerika birden ortaya çıkmadı. İlk olarak üstünlük Amerika’nın doğu kıyışan geçti. Daha sonra ise 20. Yüzyılın ikinci yarısında üstünlük, Amerika’nın Batı kıyılarına geçti. Daha sonrada pasifiğe geçmiştir. Yani Hong Kong, Singapur ve Japonya’ya geçmiştir. Bu yükseliş son olaraksa Çin’e gelmiştir. Bin yılda Çin’den yola çıktık tekrar Çin’e geldik. Bütün sosyal sistemler böyledir, yükseliyorlar düşüyorlar. Bu bir döngüdür” dedi.

YÜKSELİŞİN 3 ŞARTI
Allah’ın adil ve mümin fakir diye ayırt etmeyeceğini belirten Özel “Kim yükselmeye layık ise Allah ona verir. Çünkü adaleti bize emrettiği gibi kendi nefsine de yazmıştır. Sünnetullah diyelim, Ayetullah diyelim, Doğa yasaları diyelim belli prensiplere uyan organizasyonlar yükselir. Diğerleri de onların malzemeleri haline gelir. Sonuç şuna geliyor, bu yükselişin düşüşün belli bir prensibi var mı ? Var ama üzerinde uyuşmak kolay değil. Tarihin çeşitli dönemlerindeki bir takım tarihçi, makro tarihçi ve makro sosyologlardan hareketle bir sosyal sistemin yükselmesinde 3 şart vardır. Birincisi kucaklayıcı, kapsayıcı, ötekileştirmeyen yani o sisteme inanmayanların bile o sistem içerisinde hayat bulduğu bir dünya görüşü, bunun zemin bulduğu bir maneviyat. Yani kucaklayıcı manevi bir sistem. İkincisi sağlıklı bir siyasi sistem. Kimseyi ötekileştirmeyen herkesin belli haklara sahip olduğu, hayat hakkı bulduğu bir siyasi sistemdir. Üçüncüsü de verimli bir iktisadi yapıdır. Bu üçü bir araya geldiği zaman, yükseliş başlıyor. Adınız ister Roma olsun, ister Osmanlı olsun, ister için olsun bu fark etmiyor” dedi.